Teknoloji dünyasındaki değişimin hızı artık hepimizin malumu. Yapay zekâ, veri, otomasyon, bulut teknolojileri ve siber güvenlik birkaç yıl öncesine kadar daha çok BT ekiplerinin gündemindeyken bugün şirketlerin büyüme, verimlilik ve rekabetçilik hedeflerinin doğrudan bir parçası haline geldi.
Euro Gıda Bilgi Teknolojileri ve Dijital Dönüşüm Müdürü Kerim Deniz Kaçmaz
Bilişim 500 sonuçları da Türkiye’de bilişim sektörünün geldiği noktayı ve büyüme potansiyelini ortaya koyuyor. Ancak bundan sonraki dönemde bence asıl konuşmamız gereken, teknoloji sektörünün ne kadar büyüdüğünden çok, bu teknolojinin şirketlerde ne kadar gerçek iş değerine dönüştüğü olacak.
Özellikle üretim şirketleri açısından teknoloji yatırımlarını artık iş hedeflerinden bağımsız düşünmenin mümkün olmadığını görüyorum. Bir ERP projesi, yapay zekâ uygulaması, otomasyon yatırımı veya yeni bir dijital platform kendi başına amaç olmamalı. Günün sonunda yönetimin bilmek istediği konu oldukça net: Bu yatırım bize ne kazandıracak? Hangi sorunumuzu çözecek? Verimliliğe, maliyete, kaliteye veya kârlılığa nasıl bir katkısı olacak?
Dijital dönüşüme bakışımın temelinde de aslında bu sorular var.
Her probleme yapay zekâ dememek gerekiyor
Bugün hemen her şirketin gündeminde yapay zekâ var. Özellikle üretken yapay zekâ ile birlikte çok kısa sürede çok sayıda kullanım alanı ortaya çıktı. Biz de Euro Gıda’da bu gelişmeleri yakından takip ediyor, kendi süreçlerimiz açısından değerlendiriyoruz.
Ancak uygulamada gördüğümüz önemli bir gerçek var: Her problem yapay zekâ problemi değil.
Bazen ihtiyacınız iyi tasarlanmış bir iş akışı, bazen RPA, bazen mevcut ERP sisteminizde yapacağınız bir iyileştirme, bazen daha doğru bir raporlama, bazen de gerçekten yapay zekâ olabilir.
Bu nedenle dijital dönüşüm çalışmalarımıza mümkün olduğunca teknolojiyle değil, iş ihtiyacıyla başlamaya çalışıyoruz. SAP, veri, otomasyon veya yapay zekâ olması fark etmiyor. Önce “Hangi problemi çözüyoruz?” ve ardından “Bunun şirkete sağlayacağı değer nedir?” diye soruyoruz.
Bence önümüzdeki dönemde başarılı şirketleri ayıracak konulardan biri de bu olacak. En fazla teknolojiye yatırım yapan değil, doğru probleme doğru teknolojiyi uygulayabilen şirketler daha fazla değer yaratacak.
Yapay zekâ konuşuyorsak veriyi de konuşmalıyız
Yapay zekâ çalışmalarında ilk akla gelen konu çoğu zaman hangi modelin veya platformun kullanılacağı oluyor. Fakat uygulamaya geçtiğinizde konu çok hızlı bir şekilde veriye geliyor.
Model ne kadar iyi olursa olsun, beslendiği veri doğru ve güvenilir değilse sonuç da istediğiniz seviyede olmuyor. Veri farklı sistemlerde dağınıksa, aynı bilgi farklı yerlerde farklı anlamlara geliyorsa veya veri sahipliği net değilse yapay zekâdan sağlıklı sonuç beklemek çok gerçekçi değil.
Bu nedenle AI yatırımlarının veri stratejisiyle birlikte ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum. Veri kalitesi, veri sahipliği, entegrasyon ve veri yönetişimi belki yapay zekâ kadar popüler başlıklar değil ama sürdürülebilir bir AI yapısının temelini oluşturuyor.
Otomasyondan akıllı süreçlere
Otomasyon tarafında da önemli bir değişimin içindeyiz. Uzun zamandır şirketlerde tekrarlayan işleri azaltmak amacıyla RPA ve iş akışı çözümlerinden yararlanıyoruz. Yapay zekânın devreye girmesiyle artık yalnızca kendisine verilen adımları gerçekleştiren otomasyonlardan; veriyi yorumlayan, öneride bulunan ve belirli sınırlar içerisinde aksiyon alabilen yapılara doğru gidiyoruz.
Özellikle üretim şirketlerinde bunun ciddi bir potansiyeli var.
Üretimden kaliteye, planlamadan bakıma, tedarik zincirinden satış ve finansa kadar çok büyük miktarda veri üretiyoruz. Esas fırsat bu veriyi yalnızca raporlamak değil, karar süreçlerinde kullanabilmek.
Buradaki hedefin insanı süreçten çıkarmak değil, insanların daha hızlı ve doğru karar verebilmesini teknolojiyle desteklemek olması gerektiğini düşünüyorum.
BT’nin rolü de değişiyor
Teknoloji değişirken BT organizasyonlarının rolünün aynı kalması mümkün değil.
BT’nin yalnızca sistemleri ayakta tutan, altyapıyı yöneten veya iş birimlerinden gelen talepleri gerçekleştiren bir yapı olarak konumlandığı dönem geride kalıyor. Bugün bir teknoloji yöneticisinin şirketin operasyonunu, önceliklerini ve hedeflerini en az teknoloji kadar anlaması gerekiyor.
Artık sadece “Bu sistemi nasıl kurarız?” sorusuna cevap vermek yeterli değil. “Bunu neden yapıyoruz, şirkete ne kazandıracak, gerçekten önceliğimiz mi ve yatırımın geri dönüşünü nasıl ölçeceğiz?” sorularının da masada olması gerekiyor.
Euro Gıda’da teknoloji yaklaşımımızı da bu yönde geliştirmeye çalışıyoruz. SAP ve kurumsal uygulamalardan veri ve analitiğe, yapay zekâ ve otomasyondan altyapı ve siber güvenliğe kadar farklı başlıkları birbirinden bağımsız projeler olarak değil, şirket hedeflerini destekleyen bütünsel bir teknoloji yol haritasının parçaları olarak değerlendiriyoruz.
Yatırım önceliklerimizi belirlerken de iş değerini, verimlilik katkısını, sürdürülebilirliği ve gelecekte ihtiyaç duyacağımız yetkinlikleri birlikte değerlendirmeye çalışıyoruz.
Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat var
Türkiye bilişim sektörünün geldiği noktayı değerli buluyorum. Güçlü bir teknoloji ekosistemimiz, yetişmiş insan kaynağımız ve özellikle yazılım geliştirme konusunda önemli bir potansiyelimiz var.
Ancak bundan sonraki aşamada yalnızca teknolojiyi geliştiren değil, teknolojiyi kendi sektörüne doğru şekilde uygulayabilen insan kaynağına da ihtiyacımız olacak.
Özellikle üretim tarafında Türkiye’nin önemli bir avantajı olduğunu düşünüyorum. Güçlü sanayi altyapımızı veri, yazılım, otomasyon ve yapay zekâ yetkinlikleriyle bir araya getirebilirsek teknolojiyi yalnızca maliyet düşüren bir araç olarak değil, uluslararası rekabet gücümüzü artıracak önemli bir kaldıraç olarak kullanabiliriz.
Türkiye’nin 2026–2030 Yapay Zekâ Eylem Planı’nı da bu açıdan önemli buluyorum. İnsan kaynağından veri ve hesaplama altyapısına kadar ortaya konulan hedeflerin gerçek kullanım alanlarına ve özellikle sanayiye yansıması önemli fırsatlar yaratacaktır.
Bundan sonrası daha fazla teknoloji değil, daha fazla değer
Önümüzdeki dönemde yapay zekâ günlük iş yapış şeklimizin çok daha doğal bir parçası olacak. Agent yapıları, akıllı otomasyon, ileri analitik ve karar destek sistemlerini daha fazla konuşacağız. Bunun yanında veri yönetişimi, siber güvenlik, AI Governance ve teknoloji yatırımlarının geri dönüşünün ölçülmesi de teknoloji yöneticilerinin gündeminde daha fazla yer alacak.
Ama bütün bu değişimin içerisinde değişmeyeceğini düşündüğüm bir gerçek var:
Teknoloji tek başına dönüşüm yaratmıyor.
Dönüşüm; doğru iş ihtiyacını belirlediğinizde, doğru veriyi kullandığınızda, süreci gerektiğinde yeniden ele aldığınızda ve en önemlisi o sürecin sahibi olan insanları dönüşümün içine dahil ettiğinizde gerçekleşiyor.
Biz de Euro Gıda’da önümüzdeki dönemde teknoloji yatırımlarımıza bu gözle bakmaya devam edeceğiz. Amacımız daha fazla teknoloji kullanmak değil; SAP, veri, otomasyon, yapay zekâ ve diğer dijital yetkinlikleri şirketimizin büyümesine, verimliliğine ve karar alma kalitesine katkı sağlayacak şekilde konumlandırmak.
Bu nedenle benim için önümüzdeki dönemin temel sorusu “Hangi yeni teknolojiyi kullanacağız?” değil;
“Teknolojiyle nerede ve nasıl daha fazla iş değeri yaratabiliriz?”
Dijital dönüşümün bundan sonraki dönemini de büyük ölçüde bu soruya vereceğimiz cevabın belirleyeceğini düşünüyorum.
Source link