Zes Ülke Müdürü Cüneyt Tınaz 

“2018 yılında Zes’i kurduğumuzda Türkiye’de yaklaşık 1.200 elektrikli araç bulunuyordu. O dönemde sektör, klasik bir ‘yumurta-tavuk’ paradoksuyla karşı karşıyaydı. Şarj altyapısı yetersiz olduğu için tüketiciler elektrikli araçlara mesafeli dururken, işletmeler de talebin sınırlı olduğunu düşünerek şarj yatırımlarına alan ayırmak istemiyordu. Bugün ise elektrikli mobilite ekosisteminin çok daha olgun ve hızlı büyüyen bir aşamaya geçtiğini görüyoruz.

 

Türkiye’de ve faaliyet gösterdiğimiz Avrupa pazarlarında elektrikli mobilite ekosistemi hızlı büyüyor. Bugün Türkiye’nin yanı sıra Electrip markamız ile İtalya, Bulgaristan, Yunanistan, Hırvatistan, Fransa ve Polonya’da faaliyet gösteriyoruz. Türkiye en büyük pazarımız olmayı sürdürürken, özellikle İtalya ve Bulgaristan’da da elektrikli mobilitenin gelişimi önemli büyüme fırsatları sunuyor. 

 

Sektöre ilişkin öngörüler, önümüzdeki yılların bugünden çok daha farklı olacağını gösteriyor. EPDK projeksiyonlarına göre 2030 yılında Türkiye’de dolaşımdaki elektrikli otomobil ve hafif ticari araç sayısının 3 milyona yaklaşması bekleniyor. Bu ölçek, yalnızca daha fazla şarj noktası kurulmasını değil, enerji altyapısının, yazılım sistemlerinin ve kullanıcı deneyiminin de geleceğe hazırlanmasını gerektiriyor. İlk yatırımlarımızı gerçekleştirdiğimiz dönemde ağırlıklı olarak 22 kW AC şarj istasyonları kullanıyorduk; ardından 120 kW seviyesindeki DC hızlı şarj çözümleri devreye girdi. Bugün Türkiye’de dört farklı lokasyonda 720 kW gücündeki ultra hızlı şarj sistemleriyle hizmet veriyor, megawatt seviyesindeki şarj teknolojilerini konuşuyoruz. Şarj teknolojilerindeki bu dönüşüm, ağır ticari araç segmentinde de yeni fırsatlar yaratıyor. Özellikle Avrupa’da yük taşımacılığına yönelik oluşturulan fon mekanizmaları ve uluslararası koridor projeleri, Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyayı stratejik bir geçiş noktası haline getiriyor.

 

Önümüzdeki dönemde rekabet yalnızca daha fazla şarj noktası kurmak üzerinden şekillenmeyecek. Asıl farkı, mevcut enerji kapasitesini ne kadar verimli yönettiğiniz belirleyecek. Elektrik şebekeleri sonsuz kapasiteye sahip değil. Bu nedenle mevcut enerjinin en verimli şekilde dağıtılması, yük yönetiminin akıllı sistemlerle yapılması ve altyapının optimum şekilde kullanılması gerekiyor. Şarj ekosisteminin başarısı büyük ölçüde akıllı enerji yönetimi ve gelişmiş yazılım çözümlerine bağlı olacak. 

 

Kullanıcı beklentileri de son yıllarda önemli ölçüde değişti. Daha yüksek batarya kapasitesine sahip yeni nesil araçlar, daha hızlı şarj deneyimi beklentisini beraberinde getiriyor. Bu dönüşümde yazılım ve veri analitiği kritik rol oynuyor. Altyapıyı yalnızca fiziksel bir ağ olarak kurgulamıyoruz. Yapay zekâ destekli sistemlerle talep tahmini yapıyor, şarj istasyonu yoğunluklarını öngörüyor ve kapasiteyi buna göre yönetiyoruz. Kullanıcı tarafında ise şarj deneyimini mümkün olduğunca kolay ve kesintisiz hale getirmeye odaklanıyoruz. Örneğin; Autocharge özelliğimiz sayesinde RFID kart veya mobil uygulama kullanmadan şarj başlatılabiliyor. Ayrıca sunduğumuz rezervasyon ve rota planlama çözümleriyle kullanıcıların şarj süreçlerini daha öngörülebilir hale getiriyoruz. Bu dijital çözümleri hem Türkiye’de hem de Electrip ile faaliyet gösterdiğimiz yurt dışı pazarlarında aktif olarak sunuyoruz.

 

Sürdürülebilirlik ise tüm bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Şarj ağımızda kullanılan elektriğin tamamını YEK-G sertifikalı yenilenebilir enerji kaynaklarından temin ediyoruz. Elektrikli mobilitenin gerçek potansiyeline ulaşabilmesi için yalnızca araçların değil, onları besleyen enerjinin de sürdürülebilir olması gerekiyor. Bu nedenle elektrikli mobilitenin geleceğini yalnızca araç teknolojileri değil, enerji ekosisteminin bütüncül dönüşümü şekillendirecek.

 



Source link