Bilim İlaç IT Direktörü Tolga Tırpan

“1980’li 90’lı yıllarda bulut teknolojisinin temellerini oluşturan kavramlar ve hizmetler aslında mevcuttu. Henüz internet yaygın değildi ancak kurumlar kendi iç ağlarında merkezi depolama, birden fazla cihaz ile verilere erişim, kullanıcıya özel alanlar oluşturulması gibi servisler sağlıyorlardı. Bugünün terminolojisi ile “private cloud” kavramına benzetebiliriz. 

1990’lı 2000’li yıllarda ise hotmail, gmail gibi o günlerde adına bulut demediğimiz ancak gerçek anlamda web tabanlı kitlesel bulut örnekleri ortaya çıkmıştı. 

2000’li yılları biraz geçtikten sonra Dropbox ve benzeri platformlar ile model, epostalar dışında dosyaların saklanması ve senkronize edilmesi ile bir nevi kişisel buluta evrildi. 

Peki “Bulut”un kurumsal boyuttaki konumu ve  kullanımı ne durumda? 

Kurumların büyük çoğunluğunun artık bulutla “tanışma” evresini geride bıraktığını söyleyebiliriz. Diğer taraftan olgunluk seviyeleri hâlâ belirgin biçimde ayrışıyor.

Sektörden elde ettiğimiz çıkarımlar ile kurumların önemli bir kısmının hâlâ “lift and shift” aşamasında olduğunu görüyoruz. Bu durumu anlatmak için tipik bir örnek verecek olursak: Sigorta alanında faaliyet gösteren bir şirket olarak, on yıllardır veri merkezinde çalışan poliçe yönetim sisteminizi olduğu gibi buluta taşıyorsunuz — fakat mimariyi değiştirmediğiniz için ne esneklik kazanıyorsunuz ne de maliyet avantajı elde ediyorsunuz. Bulut faturası geliyor ama getiri gelmiyor.

Daha ileri bir segment iş yükü optimizasyonu üzerine odaklanmış durumda. Perakende zincirlerinin kampanya dönemlerinde, altyapılarını otomatik olarak ölçeklendirmeleri (sabit veri merkezi modelleri ile mümkün olmayan esneklikte ) buna iyi bir örnek olarak gösterilebilir (Örneğin “Efsane Cuma” kampanya dönemleri).

Olgunluğu belli bir seviyenin üzerine çıkmış kurumlar ise bulut altyapısını doğrudan yeni iş modelleri yaratmak veya iş modellerini bambaşka bir hale dönüştürmek  için bir araç ve zemin olarak kullanıyor. Bu aşama ile birlikte artık çıktı, büyüme, karlılığı artırma veya gelir getirme noktasına direk etki eder hale geliyor. 

Yapay Zeka, Yönetilen Hizmetler ve Saha Gerçeği 

Yapay zekâ tarafına baktığımızda ise BT bölümleri için işler daha da karmaşık hale geliyor. Yapay zekâ sistemlerinin ne kadar kaynak tüketeceğini, hangi hesaplama gücüne ihtiyaç duyacağını veya ne kadar maliyet oluşturacağını önceden tahmin etmek her zaman mümkün olmuyor. 

Bunun yanında ciddi bir uzmanlık açığı oluşuyor. GPU kümesi kurmak, modeli eğitmek, versiyonlamak, işletmek, izlemek ve bakımını yapmak için gereken uzmanlığı şirket içinde geliştirmek  veya kayak konumlandırmak çok anlamlı olmuyor.

Diğer bir bakışla hem AI yapılarını hem de geleneksel ERP ve benzeri sistemlerini aynı anda yönettiğinizi düşünün. Bu iki dünyanın güvenlik politikalarını, maliyet takibini ve performans izlemesini farklı yönetim modelleri ve dinamikleri ile ayrı ayrı yönetmek ciddi bir yük oluşturacaktır. Bu nedenle Azure, AWS ve benzeri platformların sunduğu servisler ve yönetilen hizmetler çok daha kritik bir hale geliyor. Kurumun, temel yetkinliklerine odaklanması ve geri kalan alanları yönetilen servis modeliyle karşılaması en akılcı yol olacaktır. 

Veri egemenliği konusu da özellikle son yılların en kritik başlıklarından biri. Avrupa’da geçtiğimiz yılarda başlayan ve büyük ölçüde Amerikan ve Uzak Doğu teknoloji şirketlerine bağımlılığı azaltmayı hedefleyen çalışmalar bunun önemli örneklerinden biri. Türkiye’de de benzer şekilde verilerin ülke sınırları içerisinde tutulması ve yerli yapılar ile işlenmesine yönelik girişimler görüyoruz. Özellikle sağlık ve finans sektörlerinde bazı verilerin dışarı çıkarılması zaten mümkün değil.

Maliyet tarafında ise yönetimlerin çok dikkatli olması gerekiyor. Bulut projelerinde sıkça dile getirilen bir kural var: İlk 18 ay her şey yolunda gider, ardından maliyetler hızla yükselmeye başlar. Bu nedenle “FinOps” yaklaşımı giderek önem kazanıyor. Kaynakları gerçek zamanlı izlemek, kullanılmayan kaynakları otomatik kapatmak ve maliyet sorumluluğunu ilgili iş birimlerine dağıtmak ve yönetimlerine dahil etmek kullanımların kontrollü olmasına yardımcı olacaktır. 

Güvenlik tarafına bakacak olursak önemli bir gerçek var. Microsoft, AWS ya da Google kullanıyor olmanız sizi otomatik olarak güvenli yapmaz. Dünyanın en güvenli platformlarını kullanırken aynı zamanda dünyanın en güvensiz ortamını da oluşturabilirsiniz. Çünkü asıl mesele yapılandırmayı doğru gerçekleştirmek. Güvenlik artık “Zero Trust” yaklaşımıyla, sürekli denetimle ve sürekli kontrolle yönetilmek zorunda.

BT organizasyonlarının geleceğini gözden geçirdiğimizde ise artık sistemleri ayakta tutan ekipler olmaktan çıktık. Asıl görevimiz iş birimlerine değer üretmek. Bu nedenle teknoloji ekiplerinin iş ortağına dönüşmesi gerekiyor. Hangi yetkinlikleri içeride tutacağımıza, hangilerini iş ortaklarıyla yöneteceğimize karar vermemiz gerekiyor. Her şeyi kurum içinde yapmaya çalıştığımız anda operasyonun içinde kayboluruz ve stratejik rolümüzü yerine getirmekte çok güçlük çekekeriz.

Önümüzdeki dönemde başarılı BT organizasyonları; sürekli öğrenen, yeni teknolojileri küçük ölçekli pilotlarla deneyen, sonuçlarını ölçen ve ardından yaygınlaştıran yapılar olacak. Artık teknik sorular değil, stratejik sorular sormamız gerekiyor. Neyi kendimiz yapacağız? Neyi iş ortaklarımızla yöneteceğiz? Ve en önemlisi, tüm bu yapıyı şirketin iş hedefleriyle nasıl hizalayacağız? Bence geleceğin BT organizasyonlarını tanımlayacak temel soru da tam olarak bu olacak.”



Source link