DHL Express CIO’su Serdar Dilmen

“DHL Grup olarak Türkiye’de dört ayrı şirketle faaliyet gösteriyoruz: DHL Express, DHL Global Forwarding, DHL Supply Chain ve geçtiğimiz yıl MNG Kargo’nun satın alınmasıyla birlikte DHL E-commerce Türkiye operasyonlarımız. Pandemi döneminde iş hacimlerimiz iki hatta üç katına çıktı. Bir dönem dünyada aktif biçimde çalışmaya devam eden sayılı sektörlerden biri lojistikti. Ardından savaşlar, küresel ticaret krizleri, siyasi kararlar ve uluslararası yaptırımlar gündeme geldi. Bugün herhangi bir ülkede yaşanan bir gelişme, dünyanın başka bir noktasındaki ticaret akışını doğrudan etkileyebiliyor. Bir ülkenin aldığı vergi kararı bile küresel ticaret hacimlerini değiştirebiliyor. Böylesine hızlı değişen bir dünyada müşteri beklentileri de bambaşka bir noktaya taşındı. Müşteriler artık daha hızlı hizmet, daha fazla görünürlük ve daha esnek çözümler bekliyor.

Bu dönüşüm yalnızca teknoloji yatırımıyla açıklanabilecek bir süreç değil. İnsan kaynağı burada belirleyici rol oynuyor. Yeni teknolojileri takip etmek, ihtiyaç duyulan uzmanlıkları içeride geliştirmek ve her alana aynı derinlikte cevap verebilmek her geçen gün daha zor hale geliyor. Bu nedenle şirket olarak benimsediğimiz önemli yaklaşımlardan biri “Keep the Main Thing Main” anlayışı. Yani ana işimize odaklanırken operasyonel yapıyı da uzmanlık, süreklilik ve hesap verebilirliği destekleyecek şekilde kurguluyoruz. Çünkü bizim açımızdan gerçek farkı yaratan şey, teknolojiyi tek başına kullanmak değil; doğru insan kaynağını doğru teknolojiyle buluşturup somut iş değeri üretmek. Kısacası insan + teknoloji = değer.

En büyük yatırım kalemlerinden biri güvenlik ve güvenlik yatırımları artık BT stratejisinin ayrılmaz bir parçası. Bir başka önemli başlık da bulut dönüşümü. Açıkçası bizim için bulut artık bir tercih değil, zorunluluk. Dijital dönüşüm ise aynı şekilde stratejik önceliklerimiz arasında yer alıyor. DHL Express olarak dijital dönüşüm ekiplerini kuran ilk ülkelerden biri olduk. Çünkü artık BT’den beklenen yalnızca altyapıyı yönetmek değil; iş süreçlerini geliştirmek, müşteri deneyimini iyileştirmek ve şirketin büyümesine doğrudan katkı sağlamak. Bugün teknoloji ancak insanla birleştiğinde anlam kazanıyor; gerçek dönüşüm de tam bu noktada, yani teknolojinin insan yetkinliğiyle birleşerek değer yaratmasında başlıyor.

Bugün kurum içindeki mottolarımızdan biri de “Revenue Generation”, yani gelir yaratmak. Artık BT organizasyonlarının görevi yalnızca bir maliyet merkezi olmak değil. Gelir artışına katkı sağlayan çözümler geliştirmek, yeni iş modelleri oluşturmak ve şirketin büyümesini desteklemek zorunda. Bu yüzden BT’yi sadece sistemleri ayakta tutan bir yapı olarak değil, doğrudan değer yaratan stratejik bir iş ortağı olarak konumlandırıyoruz.

Bu nedenle geleceğin BT organizasyonlarını yalnızca teknoloji ekipleri olarak değil, şirketlerin büyüme motorlarından biri olarak görmek gerekiyor. Önümüzdeki dönemde BT’nin değeri daha da artacak. Çünkü dijital dönüşümün merkezinde artık teknoloji tek başına değil; insanla güçlenen teknoloji, teknolojiyle hızlanan iş süreçleri ve bunların birlikte ürettiği gerçek iş değeri bulunuyor.”

 

 



Source link