Ayhan Sevgi
Türkiye bilişim sektöründe uzun yıllar boyunca çeşitli görevlerde bulunan ve yakın zamanda da Cisco Türkiye Genel Müdürlüğü görevinden ayrılan Didem Duru, bugün bu birikimini Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın (SEV) çatısı altında bir ölçüde toplum yararına kullanıyor. 28 yıllık teknoloji kariyerinin ardından sivil toplum ve profesyonel hayatı birleştiren bu yeni dönemde Duru, sadece dijital dönüşüme değil, insan odaklı bir eğitim modeline de liderlik ediyor. Didem Duru, BThaber’in sorularını yanıtladı.
- Teknoloji dünyasından eğitim dünyasına geçiş yaptınız. Bu dönüşün arkasındaki motivasyon nedir? Kendinizi bu yeni alanda nasıl tanımlıyorsunuz?
Aslında bu geçişi en iyi “haz ve etki” kelimeleriyle özetleyebilirim. Teknoloji dünyasında 28 yılı geride bıraktım. Son 10-12 senemde ise sivil toplumda, özellikle gençler ve kadınlar üzerine projeler üretmek önceliğim olmuştu. Hayatımın bu döneminde, profesyonel hayatı sivil toplumdaki o “fayda yaratma” tutkusuyla bir araya getiren bir nokta buldum.
Teknoloji dünyası benim için çok tanıdık, kolay yönettiğim ve konforlu bir alandı. Ancak o alanı bozup buraya gelmeyi seçtim; çünkü burada her konuştuğum konu, aldığım her karar doğrudan öğrencinin sağlığına, öğretmenin gelişimine ve geleceğin inşasına değiyor. Yemek firmasından servis güvenliğine kadar her detay, bir çocuğun hayat kalitesini belirliyor. SEV; Üsküdar Amerikan Liseleri, İzmir, Tarsus ve SEV Amerikan Kolejleri gibi muazzam bir mirası temsil ediyor. Bu mirası teknolojiyle yeşerterek geleceğe taşımak, benim için profesyonel kariyerimin en anlamlı zirvesi oldu.
- Teknolojiye bu kadar hâkim bir isim olarak, yapay zekânın eğitimdeki rolünü nasıl kurguluyorsunuz? Çocukların eline bu “sihirli değneği” verirken hangi sınırlar çizilmeli?
Yapay zekâ artık dönüşü olmayan, kuantum bilişimin de kapıda olduğu çok derin bir yol. Okullarımızda akıllı tahtalar, ilkokuldan itibaren başlayan tablet ve laptop kullanımı zaten hayatın bir parçası. Ancak burada çok kritik bir ayrım var: Teknolojiyi kullanmak ile teknolojinin esiri olmak.
Eskiden Google’da bir araştırma yaparken on farklı kaynağa bakar, oradan bir sentez çıkarırdınız. Şimdi yapay zekâ size bilgiyi hap gibi sunuyor. Bilginin doğruluğunu teyit etmeden kabul etme eğilimi, 15-16 yaşındaki bir genç için büyük bir risk. İşte bu noktada öğretmenlerimize her zamankinden daha çok iş düşüyor. Yapay zekâ muhakeme etmeyi öğretemez. Bizim amacımız; önüne gelen cevabı sorgulayan, “bu prompt nasıl yazıldı, bu cevap neden böyle geldi?” diyerek bilginin arkasındaki gerçeği arayan bir kafa yapısı oluşturmak. Yapay zekâ bir araçtır, amaç değil.
- Sosyal medya ve yapay zekânın gençlerin psikolojisi üzerindeki etkilerinden endişe duyuyor musunuz? Bahsedilen “yalnızlaşma” riski ne kadar büyük?
Bu gerçekten can yakıcı bir nokta. Özellikle içe dönük öğrencilerin yapay zekâyı bir arkadaş gibi görüp, ona “Didemcim” diye hitap ederek gerçek bir iletişim kurduğunu görüyoruz. Bu sanal arkadaşlık, gerçek sosyalleşmeyi baltalıyor. Okulun en büyük misyonu artık sadece ders anlatmak değil, o sosyalleşme kaslarını çalıştırmak olmalı.
Bunun yanı sıra fiziksel bir gerileme de söz konusu. Sürekli ekran kaydırdıkları için küçük motor becerileri dediğimiz el becerileri çok zayıfladı. 30 yıl önce bir röportajda notlar alırdık, şimdi kalem tutmakta bile zorlanan bir nesil geliyor. Bu yüzden biz okullarımızda well-being (iyi oluş) halini müfredatın kalbine koyduk. Spor, müzik, drama gibi faaliyetler artık seçmeli lüksler değil, beynin ve vücudun koordinasyonu için zorunluluktur.
- Mekanik zekânın kaybolması üzerine ne düşünüyorsunuz? Biz kasetleri kalemle saran bir kuşaktık, şimdikiler kasetin neden ileri sarıldığını bile algılayamıyor.
Çok doğru bir tespit. Biz pil harcamamak için kaseti kalemle çeviren, mekaniğe dokunan bir nesildik. Yeni nesil her şeyi dijital ve anında yaşıyor. Geçenlerde 90 küsur yaşındaki bir mezunumuz anlattı; okulda kendi çekiçlerini yaparlarmış. O çekici annesi yıllarca kullanmış.
Biz de bu yüzden okullarımızda marangozluktan robotik kulüplerine, müzikten sivil toplum çalışmalarına kadar çok geniş bir yelpaze sunuyoruz. Tarsus kampüsümüzde öğrenciler gece kalmalı kamplar yapıyorlar.
Bir afet anında ne yapacağını bilmek, kendi başının çaresine bakabilmek çok kritik. Sadece beyinsel bir gelişim yetmez; el becerisi, mekanik zekâ ve hayatta kalma yetisi de bir eğitim kurumunun sorumluluğundadır.
- SEV okulları gibi yüksek puanlı öğrencilerin tercih ettiği okullardan mezun olan öğrencilerin önemli bir kısmının üniversite için yurt dışını tercih ettiğini biliyoruz. Bu durum en zeki çocuklarımızı kaybediyoruz endişesi yaratmıyor mu?
Bu konuda biraz daha farklı ve pozitif bir perspektiften bakıyorum. Evet, öğrencilerimiz yurt dışına gidiyor ve gitsinler. Gitsinler ki uluslararası camianın içine girsinler, küresel bir network edinsinler, farklı kültürleri tanısınlar. Benim kızım da İtalya’da okuyor ve tek başına hayata tutunmanın onu nasıl dönüştürdüğünü görüyorum.
Mesele gitmeleri değil, akıllarında her zaman “ülkeme nasıl geri dönerim ve katkı sağlarım?” düşüncesini tutabilmeleridir. Bizim görevimiz o aidiyet duygusunu daha lise yıllarında aşılamak. Atatürk zamanında da en zeki öğrenciler yurt dışına gönderilmişti ama onlar birer misyoner gibi geri döndüler. Bugün de teknoloji dünyasında çok başarılı Türk isimler var ve onlar aslında Türkiye’nin en iyi tanıtım elçileri. Önemli olan o bağı koparmamak.
- Peki, bu kadar teknolojik bir nesli eğiten öğretmenler için neler yapıyorsunuz? Örneğin onların yapay zekâ okuryazarlığı ne düzeyde?
Öğretmenlerimizin dönüşümü bizim en öncelikli konumuz. “EdTech Festivali” gibi etkinliklerimizle İstanbul, Tarsus ve İzmir’deki tüm öğretmenlerimizi bir araya getirip teknoloji trendlerini konuşuyoruz. “Teacher to Teacher” programımızla öğretmenlerimiz iyi uygulama örneklerini birbirleriyle paylaşıyorlar.
Ayrıca SEV Akademi üzerinden mikro öğrenme içerikleri sunuyoruz. Kendi geliştirdiğimiz Botuk isimli yapay zekâ platformumuz var; öğretmenlerimiz bunu kullanarak yapay zekâyı eğitimin içine nasıl entegre edeceklerini deneyimliyorlar. Siber güvenlikten Öğrenme Yönetim Sistemine (LMS) kadar çok geniş bir eğitim programımız var. Öğretmen, teknolojiyi öğrencisinden daha iyi bilmek zorunda değil ama onu nasıl doğru yönlendireceğini bilmek zorunda.
- Yeni dünyada hayata tutunmak için sadece diploma yetmiyor. Sizce olmazsa olmaz yetkinlikler nelerdir?
İş dünyası da artık sadece “not ortalaması iyi olan” değil, çok yönlü insan istiyor. İletişim becerisi yüksek, sosyal sorumluluk bilinci gelişmiş, bir orkestrada yer almış veya spor kulübü yönetmiş adaylar bir adım önde. Biz de okullarımızda o yaşta demokrasiyi, sorumluluk almayı ve vaatleri yerine getirme yükümlülüğünü öğretiyoruz.
- SEV’deki bu yeni görevinizdeki nihai hayaliniz nedir?
Biz burada geleceği inşa ediyoruz. Teknolojiye dair konuştuğumuz her şey çok önemli ama asıl hedefimiz donanımlı insan yetiştirmek. Geleceğe hazır, kendine ve etrafına saygılı, kapsayıcı gençler yetiştirdiğimizde dünyanın ihtiyacı olan o değişimi de başlatmış olacağız. Bu mirası teknolojiyle taçlandırarak daha ileriye taşımak için heyecanımız çok büyük.
Source link