Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) çatısı altında faaliyet gösteren Blockchain Türkiye Platformu’nun (BCTR) Bankacılık ve Finans Çalışma Grubu tarafından 5 Mayıs’ta Türkiye İş Bankası Kuleleri’nde düzenlenen etkinlikte, finans dünyasının gündemindeki tokenizasyon konusu; finansal sistemin dönüşümü, regülasyon çerçevesi, merkez bankalarının rolü ve jeopolitik etkileriyle kapsamlı biçimde ele alındı. Etkinlikte, teknolojik altyapıdan regülasyona, merkez bankalarından küresel güç dengelerine uzanan geniş bir çerçevede değerlendirmeler yapıldı.
Etkinliğin açılışında Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) Genel Sekreteri Çağdaş Ergin, daha önce farklı platformlarda da gündeme gelen tokenizasyon konusunun bu kez daha derinlikli ve uzman bakış açılarıyla tartışılacağını vurguladı.
Tokenizasyon’un yalnızca dijital bir ürün olarak değil, finansal varlıkların mülkiyet yapısını dönüştüren bir paradigma olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten T3i Partner Network, BCTR Bankacılık ve Finans Çalışma Grubu Başkan Yrd. Meral Şengöz, bu yapının üç temel özelliğine işaret etti: Dağıtık defter altyapısı, anlık takas imkânı ve programlanabilirlik. Bu özellikler sayesinde teslimat süreçlerinden otomatik ödemelere, finansal işlemlerin uçtan uca dijitalleşmesine kadar pek çok alanda dönüşüm yaşandığını ifade eden Şengöz, özellikle İsviçre’de hayata geçirilen pilot uygulamaların dikkat çekici örnekler sunduğunu aktardı. Ancak tokenize edilmiş bir sistemde likiditenin kim tarafından sağlanacağı ve yapının hangi kurallarla kodlanacağı sorusu, tartışmanın merkezinde yer aldı.
Rekabet ve tamamlayıcılık konsepti
Geleneksel bankacılık ile blockchain mimarisini karşılaştıran İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı, BCTR Bankacılık ve Finans Çalışma Grubu Başkanı Sabri Gökmenler,
konuşmasında blokzincir teknolojisinin bir dönüşümün ötesinde ciddi bir ‘alternatif paradigma’ olduğunu belirtti. Geleneksel sistemlerle, blokzincir teknolojisi arasında mimari yapı, güven unsuru, veri, hız, programlama mantığı, regülasyon ve denetim gibi temel farklar olduğunu ifade eden Gökmenler, tüm bu farklara rağmen blokzincirin güçlü bir potansiyel taşıdığını şöyle ifade etti: “Blokzincir mimarisi, çok özel bir değer üretiyor. Önemli olan bunun gerçekten ihtiyaç duyulan alanlarda kullanılması. Konvansiyonel sistemler ile blokzincirin aynı alt yapı üzerinden sağlanması mümkün görünmese de hibrit çözümler üretilebilir. Geleneksel sistemin deneyimi, blokzincir mimarisine aktarılabilir.”
Blokzincir sisteminin, yalnızca teknoloji boyutuyla değil, aynı zamanda ürün tasarımı, iş birimlerinin düşünme biçimi ve müşteri beklentileri açısından da zihinsel bir dönüşüm gerektirdiğini belirten Sabri Gökmenler, kullanıcı alışkanlıklarının önemine dikkat çekerek, “Geleneksel sistemler, güven ve sürekliliği sağlarken, blokzincir daha deneysel, esnek ve fırsatlar sunan bir alan. İki dünya, tamamen ayrışamaz, aksine bir köprü ile birbirine bağlanması gerekiyor. Biz de bankacılığın gerektirdiği regülasyonlar çerçevesinde bu teknolojiyi yakından takip ederek çalışmalarımızı yürütüyoruz. Grubumuz bünyesinde bu teknolojiler üzerine çalışmak için İş Dijital Varlık adı altında yeni bir iştirak kurduk. Asıl mesele, bu yeni modellerin müşteriye gerçekten sağlayacağı fayda. Gelecekte bu yapılar, özellikle sınır ötesi işlemler ve dijital ödeme sistemlerinde önemli bir rol oynayabilir.”
Merkez Bankaları, dijital paralar ve stablecoin’ler
Yapı Kredi Finansal Teknolojiler Direktörü Engin Ertilav, tokenizasyon’un önündeki en kritik risklerden birinin birlikte çalışabilirlik olduğunu vurguladı. Farklı kurumların ve ülkelerin kendi altyapılarını geliştirmesi durumunda bu sistemlerin birbiriyle entegre çalışamamasının küresel ölçekte parçalanmaya yol açabileceğini belirten Ertilav, geleceğin en önemli ihtiyacının interoperable sistemler kurmak olduğunu ifade etti. Aksi halde finansal altyapıların karmaşık ve yönetilmesi zor bir yapıya dönüşebileceğine dikkat çekti.
Küresel perspektiften değerlendirmelerde bulunan Misyon Bank, Genel Müdürü Muhammet Mustafa Cerit, blockchain ekosisteminin gelişim sürecini tarihsel bir çerçevede ele aldı. 2012’de Bitcoin ile başlayan sürecin, 2018’de merkez bankalarının temkinli yaklaştığı bir alan iken bugün aktif yatırım yapılan bir ekosisteme dönüştüğünü ifade etti. Bu dönüşümde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın da önemli bir aktör olarak konumlandığını belirten Cerit, bireysel ve toptan dijital para modelleri, hibrit blockchain yapıları ve stablecoin’lerin finansal sistemin yeniden şekillenmesinde rol oynadığını dile getirdi. Türkiye’de 7/24 para transferinin mümkün olmasının önemli bir avantaj olduğuna dikkat çekerek, bu standardın küresel ölçekte henüz yaygınlaşmamış olmasının yeni fırsat alanları yarattığını kaydetti.
Riskler de çeşitleniyor
Makroekonomik ve jeopolitik çerçevede değerlendirmelerde bulunan İş Yatırım, Genel Müdür Yardımcısı Şant Manukyan, tokenizasyon’un yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini etkileyebilecek bir araç olabileceğini ifade etti. ABD’nin T+1 sistemine geçiş deneyimleri, doların küresel dolaşımı ve stablecoin’ler üzerinden oluşabilecek yeni kontrol mekanizmaları çerçevesinde, finansal egemenlik tartışmalarının yeniden gündeme gelebileceğini belirtti. Özellikle stablecoin’ler üzerinden farklı ülkelerin “dolar üretmesini” sınırlama fikrinin, yeni dönemin kritik başlıklarından biri olabileceğini vurguladı.
Panelin kapanışında yeniden söz alan İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı, BCTR Bankacılık ve Finans Çalışma Grubu Başkanı Sabri Gökmenler, dijitalleşmenin sunduğu 7/24 işlem imkânının önemli bir kazanım olduğunu ancak bilanço dönemleri ve kontrol mekanizmalarının sistemin temel unsurları olmaya devam ettiğini hatırlattı. Akıllı kontratların kontrol noktalarını ortadan kaldırması, zincirleme teminat yapılarında risk üretmesi ya da istenmeyen tasfiye süreçlerini tetiklemesi gibi yeni risk alanlarının dikkatle yönetilmesi gerektiğini ifade etti.
Source link