DHL Express CIO’su Serdar Dilmen
“Türkiye’de dört ayrı yapı altında faaliyet gösteriyoruz. DHL Express, zaman kritik uluslararası gönderilerde kapıdan kapıya hızlı taşımacılık hizmeti sunarken; DHL Global Forwarding, ağırlıklı olarak hava ve denizyolu üzerinden ağır ve yüksek hacimli yüklerin taşımacılığını organize ediyor. DHL Supply Chain, müşterilerin depo ve dağıtım dahil olmak üzere uçtan uca lojistik operasyonlarını yönetirken, DHL eCommerce ise özellikle e‑ticaret odaklı, yüksek hacimli ve maliyet etkin teslimat süreçlerine odaklanıyor. Her bir yapının kendi operasyonel dinamikleri bulunmakla birlikte, 220 ülkede faaliyet gösteren global bir organizasyon olmamız nedeniyle IT tarafındaki temel yaklaşımımız merkezi ve standart uygulamalar kullanmak.
Özellikle Express tarafında “Global Application Portfolio” olarak adlandırdığımız bir yapı mevcut ve yaklaşık 150 global uygulama ile tüm süreçler yönetiliyor. Bu uygulamaların tamamı, grubun IT şirketi aracılığıyla Prag ve Malezya’daki veri merkezlerinde barındırılıyor. Bu nedenle ülkelerde lokal sistem kullanımını mümkün olduğunca minimumda tutmayı hedefliyoruz. Ancak Türkiye’de, yasal zorunluluklar nedeniyle bazı sistemlerin lokal olarak konumlandırılması gerekiyor. Bunların başında e‑fatura, gümrük uygulamaları ve kısmen insan kaynakları sistemleri geliyor. Bu alanlarda global standartları birebir uygulamak her zaman mümkün olmuyor.
Türkiye’de e‑fatura sürecimiz, mevzuatın hayata geçmesiyle birlikte 2013 yılında başladı. O dönemde piyasada sınırlı sayıda entegratör bulunuyordu. Bu nedenle on‑prem bir yapı kurarak ilerledik ve bir noktada kendi özel entegratörümüz gibi çalıştık. Ancak burada karşılaştığımız asıl zorluk, entegratör yönetiminden ziyade global sistemlerle uyumu sağlamak oldu. Global uygulamalar ağırlıklı olarak Avrupa Birliği standartlarına göre tasarlanıyor. Türkiye’nin mevzuatı ve iş yapış şekilleri ise her zaman bu standartlarla birebir örtüşmüyor. Bu durum, global çözümleri yerel ihtiyaçlara adapte etme ihtiyacını sürekli gündemde tutuyor.
ERP tarafında da benzer bir karmaşıklık söz konusu. Grup genelinde tek bir ERP standardı bulunmuyor. Geçmişte bağlı olduğumuz bölgelere bağlı olarak Oracle ve Sun Systems gibi farklı çözümler kullandık. Türkiye’nin Avrupa bölgesine geçişi ve global yönlendirmeler doğrultusunda, geçtiğimiz yıl finans tarafında SAP sistemine geçtik. Buna karşın, fatura üretim süreçlerimiz hâlâ uzun yıllardır kullanılan, oldukça eski bir yazılım üzerinden yürütülüyor. Modern API veya web servis altyapısı bulunmayan bu sistemlerin e‑dönüşüm entegratörleriyle uyumlu hale getirilmesi ciddi bir teknik efor gerektiriyor. Buna ek olarak gümrük süreçlerinde kullanılan diğer uygulamalar da devreye girince, çok kaynaklı ve karmaşık bir entegrasyon mimarisi ortaya çıkıyor.
Sonuç olarak, bizim için asıl zorluk teknoloji seçimi değil. En kritik konu, global standartlar ile yerel gereklilikler arasında doğru dengeyi kurabilmek. Bu dengeyi doğru yöneten organizasyonlar, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda sürdürülebilir ve ölçeklenebilir bir dijital dönüşümü de güvence altına alıyor.”
Source link