Tchibo Türkiye Uluslararası BT Yöneticisi Umut Yıldız

“Tchibo Türkiye olarak aslında oldukça karmaşık bir dönüşüm sürecinin içindeyiz. Türkiye’nin yanı sıra Orta Doğu ve Afrika bölgesinden de sorumluyum. Uzun yıllar lokal bir ERP sistemiyle ilerledik, ancak global organizasyonumuzun gereklilikleri doğrultusunda Almanya merkezli SAP sistemi ile uyumlanma ihtiyacı doğdu.

Geçmişte Almanya’dan gelen ekipler yalnızca FI ve CO modüllerini devreye almıştı. Ancak zaman içinde iş modelimiz geliştikçe, çoklu kanal yapısına geçtik ve SD modülü de sürece dahil oldu. Bugün geldiğimiz noktada ise bu yapıyı uçtan uca ele aldığımız, daha kapsamlı bir dönüşüm programı yürütüyoruz. Bu dönüşümde global ekipler ve uluslararası partnerlerle ilerlemek, süreci genellikle daha kompleks hale getirse de, uzun vadede standardizasyon ve sürdürülebilirlik açısından önemli bir avantaj sağlıyor.

Dönüşüm yaklaşımı olarak ‘big bang’ yerine kademeli ilerlemeyi tercih ettik. İlk etapta B2B tarafını yani Brands (market) ve distribütör aracılığıyla ürün satış kanallarımızı dönüştürdük. Ancak en zorlu alan mağaza operasyonları oldu. Çünkü burada yalnızca ERP dönüşümü değil; kasa sistemlerinden sadakat programlarına, müşteri deneyimi uygulamalarından e-dönüşüm süreçlerine kadar birçok yapının birlikte yeniden tasarlanması gerekti.

Almanya tarafında S/4HANA geçişi 2021 yılında tamamlanmıştı. Biz ise kendi dönüşüm programımızı ‘RISETR’ olarak konumlandırdık. Bu program kapsamında sadece SAP’ye geçişi değil, aynı zamanda tüm dijital süreçlerimizin yeniden kurgulanmasını hedefliyoruz.

E-dönüşüm tarafında uzun süredir Sovos ile çalışıyoruz. e-Fatura, e-Arşiv ve e-İrsaliye süreçlerimizi büyük ölçüde olgunlaştırdık. Ancak burada tek tip bir mimari yerine, ihtiyaca göre farklı entegrasyon modelleri benimsedik. Bazı süreçlerde SAP içi entegrasyonları tercih ederken, bazı senaryolarda API tabanlı daha esnek çözümler geliştirdik. Bu yaklaşım bize hem hız hem de esneklik kazandırdı.

Cloud mimariyi değerlendirirken en kritik başlıklardan biri kesintisiz hizmet ve operasyonel süreklilik. Özellikle yerel regülasyonlara hızlı adaptasyon gerektiren e-belge süreçlerinde, güçlü entegrasyon ekosistemlerinin önemli bir rol oynadığını görüyoruz.

Önümüzdeki dönemde, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın gündeminde olan e-Gider Pusulası gibi yeni düzenlemeleri yalnızca bir uyum gerekliliği olarak değil, mevcut e-dönüşüm mimarisinin doğal bir genişlemesi olarak değerlendiriyoruz. Bu noktada asıl odak alanımız; yeni gereksinimleri mevcut sistemlerimize minimum ek yükle, sürdürülebilir ve ölçeklenebilir bir şekilde entegre edebilmek.

Büyük ölçekli dijital dönüşüm projelerinde maliyetlerin her zaman öngörülebilir olmadığını da deneyimledik. Biz de bu süreçte proje bütçemizi birden fazla kez revize etmek durumunda kaldık. Ancak şu net: Bu tür dönüşümler yalnızca bir teknoloji yatırımı değil. İş süreçlerinin yeniden ele alınması, doğru entegrasyon mimarisinin kurulması ve organizasyonel uyumun sağlanmasıyla birlikte, hem operasyonel yük azalıyor hem de maliyetler zaman içinde daha yönetilebilir hale geliyor.

Bugün geldiğimiz noktada, dijital dönüşümü bir proje olarak değil, sürekli evrilen bir yetkinlik olarak ele alıyoruz. Başarının anahtarı ise teknolojiden ziyade, doğru mimari kararlar ve bu kararları destekleyen organizasyonel uyumda yatıyor.”



Source link